KUTLUCA MAHALLESİ

TRABZON İLİ-BEŞİKDÜZÜ İLÇESİ-KUTLUCA MAHALLESİ

  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/besikduzuhaber/
Erdoğan PAMUK
İSLAM’IN MESELELERİ VE BAZI TESPİTLER
27/08/2011

Yılmaz Bebek şahsında bütün Kutlucalıların Kadir Gecesi ve Ramazan Bayramının mübarek olmasını niyaz ederim.

İSLAM’IN MESELELERİ VE BAZI TESPİTLER 

Her Ramazan olduğu gibi bu yıl da Kur’an etütlerim oldu. Özellikle Al-i İmrân suresi 64. ayetten başlayarak 84. ayete kadar okuyunca ufkum açıldı, göğsüm genişledi, düşüncelerim değişti. Fikirlerimi -makale ölçeğinde- din kardeşlerimle paylaşmak isterim:

 Dinlerarası diyalog meselesi

           

Kutsal Kitabımız söz konusu 64. ayette ve devamında Ehl-i Kitaba diyalog daveti yapmaktadır. Şahsen günümüzdeki bu diyalog tartışmalarına olumsuz bakmaktaydım. Halbuki Müslümanların diyalogdan çekinecekleri bir şey yoktur. Bağlı olarak İbrahimî dinler terimi de doğrudur. En ekmel din olarak İslâmiyet,Yahudiliği ve Hıristiyanlığı tecdit etmiş, yenilemiştir. Namazda tahhiyata oturan her Müslüman  “Allahümme Barik….Âlâ İbrahime ve âlâ âli İbrahime” lafzını okumaktadır. Bu ne demektir?

            Günümüzde Diyalog meselesi, II. Vatikan Konsilinin 1962-1965’te toplanmasıyla ortaya çıkmıştır. Bin sene Haçlı Seferlerine maruz kalan İslam dünyası, bu gün de diyalog meselesine ihtiyatla yaklaşmaktadır. Kanaatimce Müslüman toplumunun bu günkü hali ve misyonerlik faaliyetleri, bu temkini zaruri kılmaktadır. 1989 Yılına gelindiğinde “Papalığa Bağlı Dinlerarası Diyalog Konseyi” adıyla kurumlaşmanın, İslâm dünyasında karşılığının bulunmayışı da önemli bir etkendir. Ülkemizden Prof. Dr. Hüseyin Gazi Yurdaydın, Prof. Dr. Hasan Onat ve Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar gibi isimler bu Konseyde görev yapmış olup bunların yazıp söylediklerine de dikkat etmek gerekir.

            Hıristiyan-Müslüman ilişkilerinde mutlaka bilinmesi gereken üç kavram vardır. Misyon, Diyalog ve İnkültürasyon. Bunları biraz açacak olursak: Kilisenin asıl görevi İncil’i bütün insanlığa ulaştırmak ve açıklamaktır. Doğal olarak Kilisenin bu misyonuna, muharref (bozulmuş) İncil’i ve Tevrat’ı zaten kabul eden bir Müslüman’ın karşı olmasını düşünemiyorum.

Farklı din, ahlâk, kültür ve anlayışa sahip insanların bir araya gelerek fikir alışverişinde bulunmaları ve işbirliğine gitmeleri demek olan Diyalog kavramından; davranışlarını Kur’anla temellendirmeye çalışan Müslümanların çekinecekleri bir husus yoktur.

İnkültürasyona gelince, Hıristiyanlık ve hayat tarzının diğer din ve cemaatlere misyonerlik yoluyla sokulması ve bu toplulukların dönüştürülmesi anlamına gelmekte olup kültürle ilgilidir. Bundan da sağlam İslâm kültürünün çekineceği bir durum görülmemektedir. Zira Vatikan; Ortodoks, Protestan ve Anglikanlar arasında bile inkültürasyonu sağlayamamışken yel kayadan ne alır?

            Prof. Dr. Süleyman Ateş, Al-i İmrân suresi 55. , Maide suresi 110., Zuhruf suresi 61. ayetlerden bahisle ve “İsa ölmedi. O kıyamet gününden önce size dönecektir" Hadisini yorumlayıp müjdeyi veriyor. "Hz. İsa'nın ölmediği, göğe çıkarıldığı ve kıyamet kopmadan önce geri dönüp Şam'daki bir minareden yere ineceği ve Peygamberimizin şeriatı üzerine 40 yıl peygamberlik yapacağı” inancına değinerek Hıristiyanların bir gün Müslüman olacağını belirtiyor. Herhalde Diyalog meselesi, benim bakışım ve Müslümanların ikazı gereği, bu müjdenin inkişafının zeminini hazırlıyor olsa gerek!

           

Okuma özürlü bir toplumuz.

 

Kur’anda Allah’ın ilk hitabının, ilk emrinin -oku! Olduğu çok önemlidir. Alâk Suresinin ilk ayeti ki Hıra dağında nazil olmuş “İkra” dır. Müslüman’ın oku! emrine uyarak okuması gerekmez mi? Okumak; iletişimin, anlamanın, kavramanın, bilmenin, ilmin temelidir. İlimsiz din olmaz. Eğer bir toplumda fikir üretiliyorsa, bilim ve teknoloji yapılıyorsa, sanatla uğraşılıyorsa kitap ve dokümanlara yansıyacaktır. Bu sıra elime bazı araştırma ve istatistikler geçti. Paylaşalım, düşünüp gereği neyse yapalım:

Son 10 yılda ülkemizin bilim dokümanları % 08’den % 2’ye çıkmış. Övünmeli miyiz, dövünmeli miyiz? Övünç tarafı, dünya bilimine Müslümanların % 4 olan katkısının yarısını Türkiye sağlamaktadır. Ancak, dünyanın bilimsel verilerine göre ilk 500 üniversitesi içinde yokuz. Müslümanların asıl dövünmesi gereken husus ise hem dünya nüfusunun en az 1/5’ ini teşkil edeceksiniz, hem de insanlık adına bilimsel üretimde % 20’ yi bulmayacaksınız!

Hacettepe Üniversitesinden Prof. Dr. Bülent Yılmaz’ın araştırmasına göre Türkiye’de gerçek mânâda okuyucu oranı % 6’dır. Niye % 60 değil? Müslümanlığımıza yakışır mı?

Çukurova Üniversitesinden Prof. Dr. İbrahim Ortaş’ın araştırmasına göre, bir Avrupa Birliği vatandaşının ortalama 17 kitabı var iken, 17 Türk vatandaşına sadece bir kitap düşmektedir. Sonra da “Avrupa Birliği bizi niye kabul etmiyor” diye sorgulayacaksın! Bu tablo karşısında başta öğretmenlerimiz olmak üzere, bütün Müslümanların af dileyerek Allah’ın ilk emrine kesintisiz uymalarını dilerim. Müslüman örnek, şahit ve müjdeci olmalıdır.

 Laiklik üzerine 

İslâm’ın karşıtı gibi gösterilen Laiklik üzerine bizde kaç kitap vardır? Hele laik-anti laik çatışmasına ne dersiniz? Bizde bu konuda yönetici konumunda olup aydın geçinenlerin çoğu bilmediğini de bilmez. 1905’te vefat eden Mısırlı âlim Muhammed Abduh’un, özellikle laiklik üzerine görüşleri ilgimi çekti. Bilinir ki bu konu netamelidir. Hele benim gibi 28 Şubat sürecinin gadrine uğramış biri bu görüşleri niçin serdetmesin?

“İslâm, yaratılmış şeyler konusunda akla sonsuz bir hüküm sahası bırakmıştır. Aklın önündeki tüm engelleri kaldırmış, hatta insanlığın aklî olgunluğa kavuştuğunu kabul ederek vahiy dönemini 1300 sene önce kapatmıştır” diyen Abduh, Hıristiyanlıkla ortaya çıkan laiklik anlayışını ve bunun İslâm’a uyarlanmak istenmesini  kökünden reddeder.

 “Batıda laiklikle gelişmenin başladığı doğrudur. Saltanatı diniyye ile Saltanatı medeniyye ayrılmakla beraber Kilisenin tahakküm hakkı korunmuştur. Ancak Laikliğin İslâm için söz konusu edilmesi yanlıştır. Zira İslâm’da dinî otorite, ruhbanlık yoktur. Din fanatizmi yasaktır. Ayrı dinlerden olan fertleri himaye etmek, huzur ve refahını sağlamak dinimizin hedefidir. Halbuki Kilise, inançları ve dinî faaliyetleri kontrol edecek bir ruhani hükümet olarak kabul edilmiştir”

Abduh’a göre İslâm, ruhaniyet ile cismaniyet arasında mutedil bir yol tutan “insanî” bir dindir. İslâm sadece modeller, ölçüler ve maksatlar koyar. Devlet de bu maksatlar çerçevesinde sivil kanunlar yapar. Din devlete, ahlâka ve adalete riayet gibi standart ilkeler vaz eder ve siyasal alana bu noktada müdahale eder. Özet olarak:

Yönetim beşerî bir olaydır. Hususiyetleri itibarıyla Tanrı ile değil, bizatihi beşerle ilgilidir, yönetim bir insan işidir. Yönetimin dayanacağı ilkeler de, yönetimin normatif yapısı da, insana dayanmaktadır. Yönetim, bizzat insanın rasyonel olarak ürettiği ilkelere göre olur.

Din ile devlet işlerinin ayrılması… Bu mudur?

 İslâm’ın Meseleleri 

Bana göre bugün ve gelecekte İslam’ın başlıca meseleleri şöyledir:

1- Cehalet: Bu büyük düşman bütün meselelerimizin ana kaynağıdır. Okumalı, düşünmeli, Kur’an ve Sünnetten ayrılmadan ilim ve fikir adamları yetiştirmeliyiz. Dinimizi doğru anlayıp, doğru yaşayıp, doğru anlatmalıyız. Cehaleti ilim yok eder. İlim; okuma, yazma, anlama, düşünme, tahlil etme, yorumlama ve terkibe (sentez) erişmek demektir.

2- Tembellik: Bu illet dünya ve ahiret dengesini kuramamak, dinimizin emrettiği gibi çalışmamak ve çalışmayı bir ibadet kabul etmemenin sonucu olarak İslâma musallat olmuştur. Geri kalmamızın ana sebebidir. Muhammed İkbal bu yüzden “Kaç Müslüman’dan!, sığın Müslümanlığa” demiştir. Tembelliğin olduğu yerde ilim ve zenginlik olmaz.

3 –Fakirlik; Müslümanların kaderi olmamalıdır. Tembellikle bağlantılıdır. İlim, ekonomi bilimi yoluyla Allah’ın bahşettiği maddi nimetlerden istifade ederek zenginliği yakalamak ve toplum yararına kullanmaktır. Güçlü Müslüman, zayıf Müslüman’dan eftaldir. Bu gün petrol zengini, somon balığı kaynayan deniziyle Somali Müslüman’ının fakirlik ve açlığı içimi kanatmakta, hatta öfkelendirmektedir.

4- Bölünmüşlük: “o dinlerinde bölük-pörçük olanlar yok mu, onlar için dünya ve ahirette sayısız azap vardır” mealindeki ayet Mehmet Akif’i de derinden etkilemiş, tefrika’nın felaketini sıkça işlemiştir. Tevhid dinine bu kadar tefrika yakışıyor mu? Mezhepçilik, cemaatçilik vd. İslâm ve İman kardeşliği süratle ön plana çıkarılmalıdır.

5- Pislik: Yarısı temizlik demek olan Müslümanlıkta din kardeşlerimizin bu kadar maddi ve manevi pislik içinde olmaları nasıl izah edilir? Zina, yalan, rüşvet, gıybet, hırsızlık, haset vd…Dinimizde iman ve vicdan temizliği kadar çevrenin, mekânın temizliği de esastır.

6- Hurafeler: Sonradan dinimize sokulan söz, fiil ve davranışların tümü bid’at, hurafe ve batıl inançtır. Dinimizle bağdaşmayan,ulviyetini gölgeleyen, akıl ve mantığa uymayan ne çok hurafe var! Misal: İnsanlarımız üfürükçü, muskacı, falcı, cinci ya da medyumlara niye bu kadar rağbet ediyor?

7- Misyonerlik faaliyetleri: Dinini yeterince öğrenememiş Müslüman kardeşlerimiz maalesef  misyonerlerin hedefi olmakta, itikatları zayıflamakta veya irtida etmekte. Özellikle Türk Cumhuriyetlerindeki dindaşlarımız için misyoner faaliyetlerinin  tehlikeli boyutlara ulaştığını gözlemledim.

 

Meselelerimizin çokluğu bizi ye’se, karamsarlığa düşürmemelidir. Bilelim, azim ve irademizi gösterelim, Allah’ın izniyle çözülmeyecek meselemiz yoktur.

 

Erdoğan Pamuk

Ankara, 23 Ağustos 2011

 

Kısa bir dip not:

İslam… konulu son yazımda bazı bibliyometrik rakamlar vermiştim. Nedir bibliyometri? Kısaca kitap istatistik ölçüm rakamları…Araştırmacıların farklı nedenlerle bibliyometrik araştırmalara yöneldiği bilinmektedir. Bibliyometrik araştırmalarla bir yandan herhangi bir konudaki en verimli araştırmalar belirlenirken, diğer yandan da bunlar arasındaki etkileşimin boyutları gözler önüne serilebilmektedir. Toplumsal bir olgu ya da problematiği güçlendirmek için yazımda  baş vurduğum bibliyometri değişebilmektedir. Müspet olduğu için memnunum

Aşağıda Doğan Hızlan’ın 8 Şubat Tarihli Hürriyet gazetesinde köşesine taşıdığı bibliyometrik rakamları, söz konusu makalemin içeriğini düzeltmek amacıyla aynen alıyorum. Yazımın bu bilgiler ışığında yeniden okunması arzusuylaErdoğan Pamuk“Türkiye Yayıncılar Birliği’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı ISBN Ajansı ile Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nden edindiği bilgilere göre; Türkiye’de 2011 yılında 43.190 başlık altında çeşitli kitaplar yayınlandı. Bu 43.190 çeşit kitabın toplam baskı adedi  493.469.643 oldu. Bu rakamlara göre 2011’de Türkiye’de yayımlanan kitap çeşidi % 25.70 üretilen kitap adedi % 20.84 artmış oluyor. 2011’de kişi başına 6.8 adet kitap düştü bu sayı 2010’da 5.6’ydı.
Ülkemizde 2011 yılında üretilen 43.190 başlık kitap, konularına göre ele alındığında şu şekilde dağılım göstermektedir; Genel Konular 531 adet, Felsefe ve Psikoloji 1347 adet, Din 2834 adet, Toplum Bilimleri 13983 adet, Dil ve Dil Bilim 585 adet, Doğa Bilimleri ve Matematik 425 adet, Teknoloji ve Uygulamalı Bilimler 2665 adet, Güzel Sanatlar 1431 adet, Edebiyat ve Retorik 15.034 adet, Coğrafya ve Tarih 3062 adet Diğer Konular 1293 adettir. ”

 



4316 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

makale     05/09/2011 17:06

Erdoğan bey yazılarınızı takip ediyorum ama açık söyleyeyim çok karşamışık yazıyorsunuz akıcı ve herkezin anlayacağı bir dille değil gözlemlediğim kadarıyla okuduğunuz eserlerin etkisinde kalarak benimsediğiniz yerleri kopyala yapıştır yapıyorsunuz bu da yazınızdaki akıcılığı kaybettiriyor diyolog olayına gelince Allah katında din İSLAM dır islamdan başka bir din olmadığına göre efendimizin sünnetinde de böyle bir şey olmadığına göre neyin diyoloğu bu konu bence bu kadar kısa ve uzatıpda insanların beynin de oluşturulması istenen soru işaretine sebeb olamamalıyız .
zekeriya bebek

Yazarın diğer yazıları

HAC VE KORONAVİRÜS - 19/08/2020
Güncel bu konuya bir de tarihi perspektifle bakmalıdır. Bilindiği gibi küresel pandemi dolayısıyla umre ve hac işleri askıya alınmış Kâbe bugün için ziyarete kapatılmıştır.
SON ŞEYHÜLİSLAM - 13/04/2020
Beş yıl Yıldız Sarayı Hafızıkütübü yani kütüphaneci meslektaşım olan Son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi üzerine, lehte ve aleyhte değil, tarafsız bir yazı sunmak isterim.
SON ŞEYHÜLİSLAM - 13/04/2020
Beş yıl Yıldız Sarayı Hafızıkütübü yani kütüphaneci meslektaşım olan Son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi üzerine, lehte ve aleyhte değil, tarafsız bir yazı sunmak isterim.
ZWEİG ve ENDONEZYA - 22/11/2018
Stefan Zweig’in Amok Koşucusu ve kitap içindeki Mendel (Kitapçı-sahaf) uzun öykülerini birkaç saat içinde okudum. Okudum ya beynimde ve ruhumda dışa vurmam gereken sanki şimşekler çaktı. İşte notlarımın açılımı:
BİR RAMAZAN YAZISI - 15/05/2018
BİR RAMAZAN YAZISI
FETVALAR SAVAŞI - 28/03/2018
FETVALAR SAVAŞI
1945 Nesli Huplu Köyümüz Genç Kızları - 28/02/2018
.
KUTLUCA - 06/02/2016
Kut, en eski Türkçe bir söz. Kutsallığın başlangıcı. Orhun yazıtlarında Tanrı anlamında da kullanılmıştır. Nurdur, ruhtur, Kandır.
2015 HAC FACİALARINA FARKLI BİR BAKIŞ - 26/10/2015
Medine müdafii Fahrettin Paşa'nın aziz hatırasına
 Devamı
DEFTERE YAZ

NAMAZ VAKİTLERİ

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.30248.3357
Euro9.69179.7306
Takvim
Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam37
Toplam Ziyaret230762