KUTLUCA MAHALLESİ

TRABZON İLİ-BEŞİKDÜZÜ İLÇESİ-KUTLUCA MAHALLESİ

  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/besikduzuhaber/
Erdoğan PAMUK
BEŞ BİN YILIN GENEL DEĞERLENDİRMESİ
19/03/2013

BEŞ BİN YILIN GENEL DEĞERLENDİRMESİ

Köyümüz ve yöremiz açısından kronoloji ve tarihi verilere bakıldığında beş bin yıldır Karadeniz ötesi ve Anadolu, Yunan ve Pers, Roma ve Pont, daha sonra Part, İslam ve Hıristiyan, Osmanlı-İran, daha sonra Rus dünyası-Osmanlı mücadele ve hükümranlık alanında kalınmıştır. Bu durum yöremizde yaşayan toplulukların  da asırlarca maddi ve manevi olarak çökmesine,  yok olmasına  yol açmıştı.  Topraklarımız ıssızlaşmış, savaş ve  saldırılardan kaçan topluluklar muhacir olup sarp yerlere  sığınırken salgın hastalık ya da açlık nedeni ile kırılmış, buralarda diğer gruplarla kaynaşarak yeni gruplar oluşturmuştu.

Hun, Uygur, Karluk, Macar, Peçenek, Türkmen, Alan, Kıpçak ve Oğuz/Çepni boyu gibi Türk soyluların Yöremizden ve köyümüzden en azından geçtiklerine dair hiç şüphe yoktur. Bu öyle bir geçiş ki daha 7.yy dan başlamış, 11 yy. da Anadolu’nun fethiyle hızlanmış, Trabzon Rum İmparatorluğunun kurulduğu 13. yy da yoğunlaşmıştır. Çepnilerin Trabzon’un batısına yani Canik bölgesine (Ordu-Giresun) Fetihten en az 150 yıl önce geldiklerinde ve Beylik, hâkimiyet kurduklarında ittifak vardır. Asıl önemlisi Erzincan Kaz gölü civarında yaşayan ikinci bir Çepni grubunun Fetihten sonra bizzat Fatih tarafından fermanla, ödül şeklinde Ağasar ve Oğuz deresi kışlak; Kadırga ve Sis Dağının yaylak olarak yurt verilmek suretiyle yöremize yerleştirilmeleridir.

Antik çağların aksine “Geç Ortaçağ” döneminde tamamen ıssızlaşan yöremizde, egemen devletleri yönetenler yıpratıcı savaşlar  nedeni ile boşalan topraklara  yeni gruplar yerleştirerek şenlendirme çalışmalarına girişmiş ve asırlar içinde yöremizin ve hatta köyümüzün  nüfus yapısında büyük değişiklikler meydana gelmiştir.

 Yakın bir örnekle açıklayacak olursak 1835 öncesi 150-250 yıl kadar Osmanlıda köyümüzle ilgili net bir kayıt bulunamamaktadır. Yani Yavuz devrinde Hoblu adıyla tahrir edilen Hoboğlu Resul ve 7 evladının nesli ve akıbeti nedir? Bu konuya tekrar dönmek üzere genel gidişe bakarak şunları rahatlıkla yazabiliriz: Karahisarışarkî yani şimdiki Şebinkarahisar Sancak Beyi olup daha sonra Sadrazam olan Kuyucu Murat Paşa 17. yy. da Celali/Kızılbaş isyanlarını bastırmak için hunharca davranıyordu. Tam bir Kızılbaş düşmanı olan bu paşa kuyucu sıfatını, isyancıları diri diri kuyulara doldurup gömmesiyle almıştı. Yöremizde bu şekilde katledilen Otuz bin kişi arasında sanırım bizim köylülerde vardı ve köyümüz bir anlamda kazınmıştı, silinmişti. Hoblu’yu komşu köylerden izlemek üzere mevzuya tekrar döneceğiz.

ASIL MESELE

Gerek bizim köy ve gerekse yöremizle ilgili tarih bağlantısını tam kuramıyoruz. Zira bu Çepni atalarımızda dur durak yok. Yağma ve eşkıyalık çok. Bunları zapturapt altına alacak olanlarda da kayıt zafiyeti veya kasıt var diyebiliriz. “Raiyyet taifesi deftere soyu ile yazılmak mutat değildir, ismi ile yazılmak lazımdır” hükmünü Osmanlı vermiş. Çünkü Osmanlıya sadece vergi ve asker lazımdır.  Bu meselenin bir yönüdür. Diğer yanda Trabzon kanunnamesinde geçen “… kiminin ismini galat yazıp ve kiminin babası ismin yazmayıp dedesin ismin yazıp ve kiminin mücerret soyu ile tahrir eylemeğin perakende olan reaya nizâdan hali olmadıkları ecilden…” ibaresini ehlinin idrakine bırakıyoruz.

Bu “mücerret” in Alevi Bektaşi terminolojisinde cinsel ilişkiye girmeyen ve bekârlığı bir yaşam biçimi haline getirenlerin inancı ve unvanı olduğuna dikkatinizi çekeriz.

YÖREMİZİN GEÇMİŞİNDE ÜÇ TEMEL PARADİGMA (değerler dizisi)

Konu buraya gelince;  Kuyucu Murat Paşa olayında Osmanlının Alevileri Sünnileştirme gayretlerinin bir parçası olarak durum değerlendirilmekte, öte yandan gayrimüslimlerin de Müslümanlaştırılmasına çalışılmaktaydı. Örnekleyecek olursak bu tarihlerdeki tahrir kayıtlarında Konstantin oğlu Ramazan, Vasil oğlu Bahadır, Hristodoroğlu Mehmet vb ilginç isimler yer almaktadır. Bunlardan daha önemlisi başlangıçta kışlak-yaylak tahsisi çözümlemesiyle kontrol altına alınmak istenen göçebe Çepni oymak ve obaları bir anlamda zorunlu ikamete tabi olmak üzere; yani yerleşik hayat düzenine geçirilmek üzere özel bir iskân politikası uygulanıyor, aralarına Sünni, Arnavut, Boşnak, Gürcü gruplar getirilip yerleştiriliyordu. Çünkü bu Kızılbaş Çepni Türkmenler savaşçı, asi bir ruha sahip olup bir bölümü Uzun Hasan’a karşı her ne kadar Fatih’in yanında yer almışlarsa da Osmanlı Safevi çekişmesinde önceden gelen Çepni grupları kesinlikle Şeyh Cüneyt etrafında örgütlenmiş, Şah İsmail yanında ve Yavuz Selim’e karşı, Osmanlıya cephe almışlardı.

Şeyh Cüneyt’in Trabzon’un Fethinden önce 1456’da yörede bulunduğu, bundan önce II. Murat devrinde Anadolu’yu karış karış gezip Alevi topluluklar arasında siyasi faaliyetlerde bulunduğu Bizans Tarihçisi Halkokondil, Aşıkpaşa, seyyah Fallmerayer gibi birçokları tarafından detaylarıyla anlatılmaktadır. Şeyh Cüneyt’in Ağasar – Kürtün Çepnileri ile toplandıkları ve bir süre ikamet ettiği yer Fallmerayer’e göre Eynesil deresi ile Ağasar deresi arasında kalan bir yer (Sanki bizim köyü tarif ediyor. Zira Trabzon Rum donanmasından da çekinip kıyıdan görülemeyecek bir yerde ordugâhını kuruyor)  Burada Çepni ve diğer Türkmenlerden topladığı bir ordu ile Ağasar deresini geçip Fol deresi ağzında savaşarak prens/komutan Pansebastos Aleksander’i oğullarıyla birlikte öldürmüştür. Bu başarının ardından Trabzon’u kuşatıyor ancak alamıyor. Niçin alamıyor? Çünkü Fatih, Amasya Valisi Hızır paşayı Trabzon’un imdadına gönderiyor;  çünkü İranlıların/Akkoyunluların eline geçmesini istemiyor; çünkü kendisi alacak! Nitekim beş yıl sonra fetih gerçekleşmiştir.

Buradan İran’a dönen Şeyh Cüneyt’in Çepnilerin dînî inanışları üzerindeki etkisini ve örgütlemesini, Şah İsmail de kullanıyor. Çaldıran savaşından önce 1512’de Nur Ali Halife’yi yöremize gönderiyor ve Çepnilerden üç- beş bin kişilik bir kuvvet alıyor. 1515 tahrir kayıtlarını bu bilgilerin ışığında incelemek gerekiyor.

Trabzon Beyi Süleyman’a gönderilen 7 Nisan 1566 Tarihli bir fermanda Kürtün kazası Çepni taifesinden pek çok kişinin sempatizan olarak İran taraflarına gittikleri, eğer tedbir alınmazsa bu Çepni taifesinin tamamının gidebileceği bildirilmekte, İran ile ilişkisi olanların yakalanıp suçluların Sudde-i Saadete (İstanbul’a) gönderilmesi istenmektedir.

 Özet olarak 1- Kızılbaşların Sünnileştirilmesi.  2- Gayrimüslimlerin Müslümanlaştırılması. 3- Zorunlu iskân politikasıyla yerleşik hayata geçirilip düzen,  kayıt ve kontrol altına alma uygulaması 16. yy. dan 18. yy.  sonuna kadar köyümüz ve yöremizin yazılmayan, yazılamayan, karanlık tarihidir.

Sosyoloji ilminin başlıca iştigal alanlarından biri olan toplumsal akıl ve toplumsal bellek/hafıza açısından değerlendirmek gerekirse şunu yazabiliriz:  İliklerimize kadar, belki de şimdi bilinçaltında hissettiğimiz Çepni kanı ve şuuru, geçmiş özgür ve güzel günlere duyulan özlemle toplumsal hafızamızda yer ederek atalarımızı sürekli başkaldırıya, düzene isyana sevk etmiştir. Ta ki egemenler yani devlet güçleri,  toplumsal belleğimizdeki ölümle yüzleşebilecek derecedeki iyiliklerimizi silinceye dek! Özgür ve savaşçı nitelikleriyle yöremizdeki Çepni atalarımız dağıtılmış, katledilmiş, toprağa bağlanmış ve asimile edilmiştir.

YÖREMİZİN GEÇİM KAYNAKLARI

 

Elbette ki vergi kayıtları yöremiz için ne üretildiğini, ne kadar üretildiğini, ne kadar vergilendirildiğini, zenginini, fakirini, toprak sahibini, kişilerin sosyal statüsünü açıkça ortaya koymaktadır.

 

Osmanlı toprak düzeninin temeli sayılan timar sistemi savaş zamanlarında asker tedariki sırasında devre dışı bırakılırdı. Bu yöremiz için çok önemlidir. Zira 1461 Fetihten itibaren özellikle İran savaşları yüzyıllarca sürdüğü için, üstelik bu savaşlarda yöremiz insanı mezhep saikı ile Akkoyunlu, Safevi safında olduğu veya görüldüğü için tahrir/tımar kayıtları özensiz gibi durmaktadır. Evvelce belirttiğimiz gibi Celali isyanları sebebiyle hepten kayıt dışı kalındığı izlenilmektedir.

 

Peki, bu genelleme altında yöremiz insanı o tarihlerde ne yer, ne içerdi? Osmanlının “…ehl-i İslâm’da bir alay Rafızî-i bî dindür”(İslam ehli içinde bir alay dinsiz Rafızî) veya “Şah-ı Acemi ma’bud itikat eden…” (Acem Şahına tapma itikadında olan)” hükmünü verdiği yöremiz Çepnileri neyin vergisini vermişlerdir? 1486 tahririnde tamamı Müslüman adıyla kayıtlı Oğuz köyü toplam 369 akça toprak vergisi vermiştir ki kişi başı ödenen bennak/arazi vergisi ortalama 15 akçadır. Bu da tahsisli toprağın, zeminin az, ahalinin fakir olduğunu gösterir. “Öşr-i duhne” adıyla alındığı için sadece darı (mısır?) ekilip biçilmektedir. Başka tahıl yok ama “öşr-i bağ” ve “öşr-i asel” yani üzüm ve baldan vergi alınmış, bir de “öşr-i ganem”  yani koyunlar.

 

1515 tahririnde çeşitlilik artıyor: “öşr-i engür” nar meyvesi, “öşr-i kendir”, “öşr-i ceviz” ekleniyor. Kendir, kenevir varsa yöremizde dokumacılık başlamış demektir. Beslenmenin yanına giyimi de ekleyebiliriz.

 

1583 kayıtlarında halkın geçim kaynaklarının çoğaldığı, haliyle durumun ve beslenmenin iyileştiği gözleniyor. En önemlisi “hınta” yani buğday ekimi ekleniyor. “Resm-i âsiyab” yani değirmen vergileri alınıyor. Arıcılık gelişiyor. “resm-i küvvâre” bal vergisi kovan vergisine dönüşmüştür. Burada dikkati çekenler  “öşr-i bostan”, “öşr-i şıra=ŞARAP” Yani sebzecilik ve bağcılık ürünleri vergilendiriliyor. Hemen her karyede ağnâm/hayvan sayısı ve vergisi artıyor. Lâkin fındık görünmüyor fındık! Hele çayın esamisi yok! O Zihni Derin’den sonraya…



3157 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HAC VE KORONAVİRÜS - 19/08/2020
Güncel bu konuya bir de tarihi perspektifle bakmalıdır. Bilindiği gibi küresel pandemi dolayısıyla umre ve hac işleri askıya alınmış Kâbe bugün için ziyarete kapatılmıştır.
SON ŞEYHÜLİSLAM - 13/04/2020
Beş yıl Yıldız Sarayı Hafızıkütübü yani kütüphaneci meslektaşım olan Son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi üzerine, lehte ve aleyhte değil, tarafsız bir yazı sunmak isterim.
SON ŞEYHÜLİSLAM - 13/04/2020
Beş yıl Yıldız Sarayı Hafızıkütübü yani kütüphaneci meslektaşım olan Son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi üzerine, lehte ve aleyhte değil, tarafsız bir yazı sunmak isterim.
ZWEİG ve ENDONEZYA - 22/11/2018
Stefan Zweig’in Amok Koşucusu ve kitap içindeki Mendel (Kitapçı-sahaf) uzun öykülerini birkaç saat içinde okudum. Okudum ya beynimde ve ruhumda dışa vurmam gereken sanki şimşekler çaktı. İşte notlarımın açılımı:
BİR RAMAZAN YAZISI - 15/05/2018
BİR RAMAZAN YAZISI
FETVALAR SAVAŞI - 28/03/2018
FETVALAR SAVAŞI
1945 Nesli Huplu Köyümüz Genç Kızları - 28/02/2018
.
KUTLUCA - 06/02/2016
Kut, en eski Türkçe bir söz. Kutsallığın başlangıcı. Orhun yazıtlarında Tanrı anlamında da kullanılmıştır. Nurdur, ruhtur, Kandır.
2015 HAC FACİALARINA FARKLI BİR BAKIŞ - 26/10/2015
Medine müdafii Fahrettin Paşa'nın aziz hatırasına
 Devamı
DEFTERE YAZ

NAMAZ VAKİTLERİ

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.02288.0550
Euro9.48579.5238
Takvim
Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam35
Toplam Ziyaret230645