KUTLUCA MAHALLESİ

TRABZON İLİ-BEŞİKDÜZÜ İLÇESİ-KUTLUCA MAHALLESİ

  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/besikduzuhaber/
Erdoğan PAMUK
ANTİK ÇAĞLARDA KÖYÜMÜZ
11/08/2013

ANTİK ÇAĞLARDA KÖYÜMÜZ

 Şu bizim köyden ne kavimler, ne milletler,  ne medeniyetler, ne insanlar gelip geçti kim bilir? Bilinenleri aşağıda sıralayacağım.

Aha! Bizler de gelip geçiyoruz. İnsanlık serüveni daima tekâmül/gelişme halinde devam ediyor. Prof. Dr. İskender Öksüz hocamız diyor ki; 

İnsanlık tarihinde son beş bin yıldaki gelişme son elli bin yıldaki gelişmeye değer, son beş yüz yıldaki gelişme son beş bin yıla değer, son elli yıldaki gelişmeler ise son beş yüz yıla değer ve nihayet son beş yıldaki gelişmeler son elli yıldaki gelişmelere bedeldir. Artık bunu son beş aya, son beş güne ve son beş saate dayayabiliriz. Gelişmeden kasıt eğer bilim ve teknoloji ise bunu ömrümüzde yaşıyor ve görüyoruz. Allah nereye kadar müsaade eder? Gelişmenin sonu nereye kadar!? Ama şu bir gerçek ki bilinenler bilinmeyene,  ulaşılanlar ulaşılamayana, sahip olduklarımız olamadıklarımıza doğru insanları sürekli tetikliyor.

Arkeoloji ve prehistorya bilimi ortaya çıkalı henüz üç asır olmadı. Lakin tarihe yardımcı olmak üzere radyo karbon metodu ile net kronolojiye yani tarihlemeye ulaşabiliyoruz. Herhangi bir üretilen seramik parçası, bir heykelcik veya süs eşyası bizi medeniyet tarihindeki kesin yerine götürüyor. Kısaca yazılı kaynaklardan ziyade tarih aydınlanıyor.

(Yıl 1990. Ordu Gazi İl Halk Kütüphanesi Müdürlüğüm sırasında rehber olarak Prof. Dr. Mehmet Özsait başkanlığında Ordu’da arkeolojik yüzey araştırmalarına katıldım. Burada Kotyora antik kentini ve Kurul Kayalıklarını gezdim. Şüphesiz Heyetin, arkeolojik bulgulara ulaşma heyecanına tanık oldum. Bu sırada hep bizim köyde ve yöremizde de benzeri bir çalışma yapılmasını hayal ve arzu ettim. Daha sonra İl Kültür müdürlüğü üst görevlerim sırasında da görev alanımda yapılan Aşıklı Höyük, Acemhöyük gibi pek çok araştırma ve kazı çalışmaları ile bilgilendim. Hatta ita amiri olarak bütçe harcamalarıyla bilfiil kazı çalışmalarının içinde bulundum.)

KUTLUCA ARKEOLOJİSİ ÜZERİNE

Kanaatim odur ki Huplu Kıranı bir höyüktür. Höyükler antik çağ yerleşmeleridir. Köyümüzün zirvesi olan Gıran/Kıran yöre coğrafyasına hâkim bir tepe olup çember merkezi alındığında Yoroz’dan itibaren denizi, Karadağ’dan itibaren Beşikdağı, Yumru/Aptallı tepesini, Şahmelik tepesini  ve Sis dağındaki Halil tepesi , Kayasis gibi önemli civardaki bütün yükseltileri, Ağasar deresinden itibaren akarsu olarak özellikle Oğuz deresini , kuş bakışı görmektedir. Kıran terimi ise viran/ören terimiyle özdeş olup höyük ve kurgan anlamlarına da gelmektedir. Viran olan yerde daun/taun/ veba gibi köyümüzde de kullanılan deyim şekliyle gıran/kıran yani salgın hastalık girmiş veya savaş katliamı olmuş gibi toplu ölüm söz konusudur. Burası çok önemlidir.

TDK Türkçe sözlüğümüzde Kırana “birbirine koşut olarak uzanan iki akarsu arasında kalmış dağ sırtı” anlamı da verilmiştir ki bu durum da tarife uymaktadır. Ülkemizde adında “viran” olan bütün yer adlarının “ören” olarak değiştirilmiş olduğu da bir gerçekliktir. Karacaviran’ın Karacaören,  Akçaviran’ın Akçaören yapıldığı gibi… Her yerimiz mezarlıktır…

Bu konuya tekrar dönmek üzere Kutluca’mızdan geçen, tarihin kaydettiği antik çağ kavimlerini bir sıralayalım: Torul’a adını veren Driller, Trabzon’a da hükmeden Kolkhlar, Kolonici denizci Hellenler, sonrasında Cenevizliler, demir madenlerini işleyen uygarlık Khalybler, Giresun ve Ordu tarafları merkezleri olmak üzere Tibarenler, Yine Trabzon’la adları anılan Makronlar, Moskhia dağlarında(Kadırga ve Sis civarında) yaşayan Heptakomentler  ve bence en önemlisi Mossynoikler…

Antik haritalar delilimiz olup dizaynı(yeni çizimi) tarafımızdan yapılmıştır.

Mossinekler  Niçin önemli? Tarihçiler ve kaynaklar bu kavim üzerinde, hatta terimi üzerinde ihtilaflıdır. Bazen “mossinek”(bunu sevdim zira Ord. Prof. Günaltay kullanmış, Sinek Kalesini de ayrıca ele alacağız ),  bazen “mosinoik” , bazen de“Mossyoikia” şeklinde yazılıp ifade edilen bu kavim;  bir kısım tarihçilere göre tam da bizim köy, Kızılüzüm, Şahmelik  merkezli yaşadıkları tarif edilmekte, diğerlerine göre mesela coğrafyacı Strabon ise Rize’nin güneyine düşen dağlarda yaşayan halkın ahşap evlerde oturdukları için eskiden Mossynoik olarak adlandırılan halk olduğunu düşünmüştür. Tüm Karadeniz bölgesi halkı direkler üstünde ahşap evlerde(tekir!?) oturduğu için  bu olgunun bölgede yaşamış halkları tanımlamak için hiç de doğru bir kriter/ölçüt  olmadığı da bir gerçektir. Bazılarınca Giresun-Ordu arasında Bulancak merkezli yaşadıkları ileri sürülmektedir. Ancak Ksenophon daha o çağda gerçeğini/orta yolu bulmuş gibidir:

 Ksenophon yazıyor ki; “Krallıkla yönetilen bu halk, Doğu ve Batı olarak ikiye bölünmüş ve birbirleri ile düşmandılar”.  Demek ki merhum Ordinaryus Prof. Dr. Şemsettin Günaltay’a göre bizim Mossinekler,  Pont Krallığından önce Doğu Karadeniz’de hüküm süren, tarihte iz bırakan, önemli bir millet ve güç idiler. Pont’tan bahsedince öncesinde Persler ve Medlerin,  Kimmerler ve İskitlerin de Antik çağlarda yöremizde hâkimiyet kuran kavimler olduğunu zikretmeliyiz. Pont Krallığı ve Midridates’ten sonrası ise malum Roma ve Bizans hâkimiyetleri…

Mossinekleri tarif eden Ksenophon’un, ki Milattan önce bizzat yaşamış ve kaleme almıştır, anlatımını hayal edebiliyor musunuz?:

“Yüzer kişilik bölükler halinde dizildiler. Sarmaşık yaprağı şeklinde beyaz tüylü  sığır derileriyle kaplı örme kalkanları, altı kol uzunluğunda  mızraklarının bir  ucunda sivri temren, öteki ucunda ise topuz vardı. Kalın çuval bezinden  dizlerine kadar inen mintanları, başlarında ise  deriden yapılma ve ortasında bir demet kıl bulunan  tolgaları ve  demirden yapılmış savaş baltaları ile donanmıştılar. İçlerinden birinin söylediği şarkıya / marşa diğerleri de topluca katılıyor ayakları ile tempo tutarak  yürüyorlardı” …

Mehmet Bilgin meslektaşım, Strabon’a dayanarak, ancak doğruların arasında yanılıp Heptakomentlerle dekarıştırarak;

“Bazıları ağaçlarda veya seyyar ahşap kulelerde(tekir gibi) yaşarlar. Bu kulelere Mossyn dendiğinden antik devirde bu insanlar Mosynek’ler olarak adlandırılmışlardır. Bunlar vahşi hayvan   eti  ve ceviz  (fındık ve kestane) yiyerek yaşarlar ve kulelerinden atlayarak yolculara saldırırlar. Heptakoment’ler Pompeidus’un ordusu dağlık ülkeden geçerken üç Roma bölüğünü imha etmiştir. Bunlar ağaç sürgünlerinden elde edilen deli balı kâselerle yol üzerine bıraktılar ve askerler bunu yiyip de bilinçlerini kaydedince onlara saldırarak kolayca hepsini saf dışı ettiler. Bu vahşilerin bir kısmına da Byzeres denir”

Ksenephon ve Anabasis’i inceleyen Mehmet Bilgin “Mossynoik’lerin memleketini 8 günde geçerek Halyb’lerin memleketine vardıklarını, Halyb’lerin memleketinden sonra da Tibaren’lerin memleketine (Gülyalı/Turna suyu civarı) ulaşan Onbinler, burada da iki gün yürüdükten sonra Kotyora /Orduya ulaşacaktı. (Köyümüzde Metinin Granından/Gıdakların ilerisinden­-  Vona’nın çıplak gözle bile görülebildiğini belirtmeliyim) İşte bu ifadeler bize Mossynoik’lerin coğrafyasını bu günkü Giresun ile Ordu  arasındaki dar bölgeye yerleştirmekte zorlanmamıza neden olmaktadır.  demekle, bizim görüşümüzü doğrulamaktadır.  Tarım ve ticaretin yanı sıra demir, gümüş ve altın madenlerini elinde bulunduran Mossynoiklerin, Şebinkarahisar’a/ şap madenlerine kadar uzanan Trabzon etrafında çok daha geniş bir coğrafyada yaşayan, denizde ve karada önemli bir güç olduklarını da yazmaktadır.

Düzenli bir orduya sahip,  marşlar eşliğinde savaşan ancak Onbinlerin Ricatı’nda anlatılıp yazıldığı şekliyle, Helenlerin yanındaki fahişelere ulu orta saldıracak kadar “barbar” olarak nitelenen, fakat kilerlerinde en az bir yıl süreyle peksimet, balıketi ve yağı, fındık, kestane ve ceviz saklayacak kadar tedbirli -medeni Mossineklerin, yüzey ve arkeolojik araştırmalarla daha iyi incelenip anlaşılmasını Mehmet BİLGİN önermektedir. Katılmamak elde değil. Bunu çok istemeliyiz.



1621 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HAC VE KORONAVİRÜS - 19/08/2020
Güncel bu konuya bir de tarihi perspektifle bakmalıdır. Bilindiği gibi küresel pandemi dolayısıyla umre ve hac işleri askıya alınmış Kâbe bugün için ziyarete kapatılmıştır.
SON ŞEYHÜLİSLAM - 13/04/2020
Beş yıl Yıldız Sarayı Hafızıkütübü yani kütüphaneci meslektaşım olan Son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi üzerine, lehte ve aleyhte değil, tarafsız bir yazı sunmak isterim.
SON ŞEYHÜLİSLAM - 13/04/2020
Beş yıl Yıldız Sarayı Hafızıkütübü yani kütüphaneci meslektaşım olan Son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi üzerine, lehte ve aleyhte değil, tarafsız bir yazı sunmak isterim.
ZWEİG ve ENDONEZYA - 22/11/2018
Stefan Zweig’in Amok Koşucusu ve kitap içindeki Mendel (Kitapçı-sahaf) uzun öykülerini birkaç saat içinde okudum. Okudum ya beynimde ve ruhumda dışa vurmam gereken sanki şimşekler çaktı. İşte notlarımın açılımı:
BİR RAMAZAN YAZISI - 15/05/2018
BİR RAMAZAN YAZISI
FETVALAR SAVAŞI - 28/03/2018
FETVALAR SAVAŞI
1945 Nesli Huplu Köyümüz Genç Kızları - 28/02/2018
.
KUTLUCA - 06/02/2016
Kut, en eski Türkçe bir söz. Kutsallığın başlangıcı. Orhun yazıtlarında Tanrı anlamında da kullanılmıştır. Nurdur, ruhtur, Kandır.
2015 HAC FACİALARINA FARKLI BİR BAKIŞ - 26/10/2015
Medine müdafii Fahrettin Paşa'nın aziz hatırasına
 Devamı
DEFTERE YAZ

NAMAZ VAKİTLERİ

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.30248.3357
Euro9.69179.7306
Takvim
Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam41
Toplam Ziyaret230766