KUTLUCA MAHALLESİ

TRABZON İLİ-BEŞİKDÜZÜ İLÇESİ-KUTLUCA MAHALLESİ

  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/besikduzuhaber/
Erdoğan PAMUK
KUTLUCA (HUBLU) VE KOMŞU KÖYLERİ TARİHİ - OSMANLI DÖNEMİ
14/09/2013

OĞUZ  (TÜRKELLİ) MESELESİ

 

Osmanlı, yöremizi yönetimine alınca daha 15.yüzyılda oğuz ve Ağasar tımarı olarak Çepnileri iki bölüm halinde kayıt ve vergi altına almıştır. Oğuz Çepni Oymak Beyi (buna bu gün Arapça aşiret beyi diyorlar ki bu yanlıştır)bu günkü Türkelli’nin kazan düzüne otağını kurmuş olmalıdır. Çünkü Fatih’in fermanıyla Kadırga yaylası ve Yavabolu, bilahare bugünkü Oğuz deresi boyu kendilerine / Çepnilere yurt verilmiştir. Eski Türk toplum ve sosyal hayat düzeninde Oğuz Türkleri boylara, boylar oymaklara ve oymaklar da obalara ayrılırdı. İşte bu göçebe ve atlı kültüre sahip Çepni boyunun oymaklarından biri ve obaları Fatih tarafından ödül olarak Erzincan’dan kalkarak Trabzon’un mamur/medeni ve Rumlarla meskûn yörelerine iskân edilmek istenmiştir. Çünkü Fatih –Akkoyunlu/ Uzun Hasan mücadelesinde Erzincan Kaz gölü civarında yaşayan ve Fatih’in ordusuna beş bin atlıyla katılan Çepni oymak ve obaları Fetihten sonra mükafat olarak Trabzon’a getirilmiştir. Prof. Eröz’e göre Of-Kıyıcık yöresinde 26 köye yayılan Çakıroğulları, Araklı’da bu gün Çebi soyadını taşıyan çok kalabalık bir kitle ve Yavabolu/ilk Görele’ye iskân edilenler bunlardır.  Ancak bizim Beşikdüzü yöremizdeki Çepniler kendilerinden yüz elli,  iki yüz elli yıl kadar önce gelen  (XII-XIII. yy. Bayramlı, Hacıemiroğulları beylikleri)  bugünkü Ordu, Piraziz, Bulancak, Kürtün, Görele, Tirebolu, Alucra yöresi Çepni guruplarıyla  (Trabzon fethinde Osmanlının Vilayet-i Çepni Türkmenleriyle) karşılaştılar ve evvelce belirttiğimiz gibi siyaseten karşı karşıya geldiler. Kayıtlar açıktır: 1486 Tarihli Tahrir Defteri “Zeâmet-i Kürtün Hassâ-i Sinan Bey, Mir livâ-i Trabzon Karye-i Oğuz” başlığı altında mükellef, niteliği ve vergi miktarını gösteren listeler incelenmiştir. Başlığın anlamı Has sahibi Sinan Bey olan Trabzon Livâsının Kürtün Zeâmetine bağlı Oğuz karyesi. Bu listelerde bazen tahrirat kâtibinin açıklayıcı notlarına rastlanır. Şöyle ki: “Bundan evvel Kızılbaş gelip gaflet ile Kürtün vilayetine girip reâyâ zaruri itaat edip gittikleri sebepten mülkleri ve esbâpları satıldıktan sonra yine vatanlarına gelip mülkleri kendilerine emr olunmuş idi. Şol reâyâ ki gelip mülküne mutasarrıf oldu. Hoş ve illâ gelmeyen reâyânın ve gelip mülküne mutasarrıf olmayan reâyânın mülklerine her kim mutasarrıf ise bennâk resmi ve sair rüsûmun sahib-i tımara eda eyleye.”  Bu Osmanlı-İran savaşlarında Oğuz halkının bir bölümünün İran’a gittiğini, geri dönenler ve dönmeyenlerin olduğunu, dönenlere yumuşak davranılıp mülklerinin kendilerine verildiğini, dönmeyenlerin mülklerini kim tasarruf ediyor, yani kullanıyorsa vergilerini tımar sahibine bildirip ödeyeceklerini ifade ediyor.

 

1515 Tarihli defterde köyümüz Kutluca’yı yakından ilgilendiren önemli bir kayıt var. “Mezkûr(adı geçen) Hoboğlu Resul Kızılbaş fetretinde(Akkoyunlu kargaşasında) Görele Kalesine hizmet edip sonra mezburu (anılanı) Kızılbaş katl eylemiş, Kızılbaş’a gitti diye mülkün satmışlar. Teftiş olundukta Kızılbaş’a gitmediği zahir(açık) olduğu sebepten mülkü yine oğullarına hükm olundu. Ataları ne veçhile(surette) tasarruf ede geldiyse bunlar dahi mutasarrıf(tasarruf sahibi) ola!” Parantez içi açıklamalarımızla net bir şekilde ortaya koyduğumuz bu Hoboğlu Resul, bu kayıttan 29 sene önceki yani 1486 tahririnde kaydolmuştur.

 

Bölüm başlığındaki şu Görele ibaresine de dikkat çekmek isterim (bu üst başlık bilahare yayınlanabilir) Önceki başlıktan farklı olarak “Tımar-ı Bayezit v. Ahmet Reis. An-merdân-ı kal’a-i Görele cemaat-i Müselman-ı karye-i oğuz ki raiyyet-i fermûde-şûd” Bu kayıt altında Hasan v. Resul, bennâk- Musa v. Resul, bennâk- Veli v. Resul, bennâk-Ahmet v. Resul b. Hûb, m(ücerred) yani bekâr-Hüseyin biraderi, m(ücerred). Bu kayıtlar kalabalık bir müsellem ailesi olan Hobluoğullarının 1554 Yılındaki kayıtlarla tekrar edilip 40 yıllık Hoblu karyesinin teyit ve tescil edildiğini gösterir.

 

 Oğuz Çepni merkezli yerleşimden 1515’te Hoboğlu Resul ve ahfadı fiilen, 1554’te adı ile Hoblu karyesi olarak ayrılmışlardır. Kayıtlara göre bu Oğuz köyü temelli yerleşimden bu gün Dolanlı ve Çakırlı gibi köyler türemiş görünse de evvelinde asıl Hoblu, Şahmelik,  Resullü gibi köyler ayrılmıştır.

 

ŞAHMELİK KORKUTHAN VE RESULLU MESELESİ

 

1486’dan itibaren nüfusu hızla artan ve toprakları genişleyen Oğuz köyü bünyesinden 2. gurup olarak yazılıp sayılanlardan, başta Hoboğlu Resul ve 7 oğlu olmak üzere Hoblu köyümüze adını veren bu şahısla ilgili 1515 tahririnde devamlılık vardır. Prof. Emecen’e göre tahrir memurunun eski taksimatı bozmadan sürdürmek eğilimi ile Hoblu’nun Oğuzdan ayrılan müstakil bir yerleşme(karye) olduğunu göstermek için ayrı yazılmıştır. Kızılbaş kargaşası kaydı yanında 21 hanenin daha yerine dönmedikleri ve kayıp yazıldıkları gerçeğini de göz ardı etmemelidir.

 

Hobluoğlu ailesinden gelen Resuloğullarının da daha sonra yakın mahalde bulunan Resullu köyünü oluşturdukları düşünülmektedir. Zira 1583’te Oğuz köyünde 212 + 90 = 302 haneye ulaşan bir nüfus artışı (Binin üzerinde) görünmektedir. Hele 1682’de öylesine bir artış ki Oğuz merkezi bile artık “Büyük oğuz”, “Aralı Oğuz” (Acaba bu gün Eynesil’e bağlı Aralık mahalle ve Ören midir?) şeklinde ikiye bölünmüştür. Şahmelik, Korkuthan ve Resullu köylerinin de Oğuz’dan türediği anlaşılmaktadır.

 

Sınırların olmadığı, zemin/arazi ve ailelerin karıştığı Osmanlı kayıtlarından 1850’lerde Resullu’nun Hoblu’ya bizim köye dâhil olduğu iddiamı bir kere daha tekrarlıyorum. İki delilimden birincisi 1835 ve 1850 kayıtlarında Resullu adına rastlanmamaktadır. İkincisi, Budakoğlu, Kübaroğlu, Hotoğlu, Müezzinoğlu, Aşçıoğlu, Demircioğlu, Dadandıoğlu vb. Resullu’nun bu gün köklü sülale ve aile adlarının bizim Hoblu köyü adı altında verilmiş olmasıdır. Bu birliktelik aynı zamanda Oğuz köyü bağlantımızın en kuvvetli delilidir. Zaten 1835 erkek nüfus defteri ve 1850 öşür defterlerinde Karye-i Oğuz kayıtlarında 34. sırada yazılan, 16 kuruş vergi veren Pamukoğlu Yetim Mustafa, bir Kutlucalı Pamuk olarak şahsıma heyecan vermekte ve zihnimi Türkelli’ye bağlamaktadır. Açıklama bulamıyorum.

 

Şahmelik:

1682’de ortaya çıkan Şahmelik köyü, adıyla ve kalesiyle mütenasip, tam bir Çepni Kızılbaş yerleşimi olup Korkudan köyüyle eşdeğerli, eş zamanlı olarak Oğuz’dan türemiş görünmektedir. Köye 1650’lerde yerleştiği sanılan Şahmelik (neden şah?) adlı kişinin adıyla kurulan Şahmelik köyünün ilk kayıtlarında 24 erkek/mükellef nüfus kayıtlıdır. Şahmelik oğlu Mehmet adının burada yazılı olması önemlidir ve aile kaydı söylentiyi gerçeğe çevirmektedir. Beraber değerlendirdiğimiz doğu komşumuz Korkudan/Korkuthan (kurucu isim) köyünde de 1682’de yine 24 erkek nüfus kayıtlıdır.

 

Şahmelik’le ilgili evvelce zikrettiğimiz Hoblu ile beraber çevredeki beş köyün merkezi olduğuna dair 1723 tarihli belgeyi yeniden yorumlayacak olursak o devir artık âyanlar/derebeyiler zamanıdır. Osmanlıda 18.asırda yönetimde yetki verilmiş kişilere âyan denirdi. Bu gün Beşikdüzü civar köylerinde Çepniler arasında Uzun Hasan’ın adını yaşatmak için olsa gerek, pek çok “Uzunlu” vardır. İşte 1683’ten 1723’e 40 yıl içinde Şahmelik adlı kişinin kurduğu bu köye çok sayıda Uzunlu yerleşmiş, biri âyan olmuş ve Hoblu ile beraber çevrenin yönetim merkezi olmuştur. Bu günkü Türkelli’den Ağasar’a kadar yönetmek, vergi toplamak, asker vermek az iş değil. Hele ki karanlık dediğimiz o 150 yıllık dönemde! Şahmelik karyesi hızla büyümüş 1830’da 107 erkek nüfusa ulaşmış ve bunun 27 erkeği/hanesi uzunoğullarındandır. Şahmelik köyü bu gün dörde bölünmüştür. Ardıçatak, Kalegüney ve Kalegüney’den ayrılan Yenicami ayrı köyler haline gelmiştir.

 

 

AKKESE MESELESİ

 

Hanefi Bostan’ın yazdığına göre 1600 yılında Yavabolu kaza yapılmış “Yavabolu nâm-ı diğer Görele” adıyla kaydedilmiş;  Oğuz, Aksaklı, İstil, Seyitahmetli, Anbarlı, Şahmelik, Korkudan, Akhisar ve Akkilise buraya bağlanmıştır. En azından 1682 defterinde bu köyler sıralanmakta fakat ne garip ki 1515’e dayanan Hoblu adına, yani bizim köye rastlanmamaktadır. Unutulmuş olabilir mi? Sanmıyorum! Bu defterde ilginç bir kayıt vardır. Akkilise köyünün çevre köyler tarafından kurulmuş olması!? Akla bizim köyün sanki isim değiştirdiği veya bu köye dâhil edildiği gelmektedir. Daha da ilginci hemen dört yıl sonra 1686 yılında Aksaklı, İstil, Seyitahmetli, Anbarlı, Korkudan ve Yavabolu köyleri halkı tarafından kurulduğu öne sürülen (Hoblu yok!) Akkilise’nin sayılanlarla beraber doğrudan Trabzon kazasına bağlandıkları kayıtlarıdır. 1790 teftiş defterlerinde bu defa ortaya çıkan Şarlı ile Şahmelik köyleri (haliyle ikisi arası) Trabzon kazası Yoros nahiyesine bağlı oldukları, Akhisar(Ağasar) ile Oğuz vb. ise Yavabolu kazasına bağlı oldukları zikredilmiştir. Anlaşılan bu çelişki ve sorunun Kürtün, Görele(Yavabolu), Gümüşhane/Espiye maden ve Trabzon/Akçaabat/Yoros dolayısıyla Hatuniye vakfı arasında vergi/idare bağımlılığının yüzlerce sene devam ettiğidir. Bir ara Hoplu’nun da merkez olduğu, Şahmelik’le beraber bağlı köylerinin bulunduğu kayıtları da Hatuniye Meselesi başlığında zikretmiştik.(Merak eden gerçekten varsa, bilahare yorum ve isteklere göre kaynakçayla yayınlarız. E. P.)

 

Şu 1682 tarihli kayıt “ 8. Akkilise hâric ez defter an reâyâ-yı Seyidahmetli ve Anbarlı” başlığı altındadır. Bu defterde Hoblu adı yer almamakta, ancak köyümüze bağlı kurulduğu iddiamızı kuvvetlendirecek şöyle bir kayıt vardır: “Hamza Pambuk, biraderi Mustafa, biraderi Ahmet” isimleriyle neferen 40 kayıt görülmüştür. Kendi dedelerimden maada bu gün bile Akkese’nin “Aluğu” “Bebekli” gibi sülale ve soyadları köyümüzle müşterektir. Başlıkta ahalinin, Anbarlı ve Seyitahmetli  reâyâsının köy defter kaydının harici kimseler olduğu anlaşılmakta; Akkilise adına ilk kez rastlanılmaktadır.

 

Bu gün Akkese adını alan komşu köyümüz “Kise üstü” denilen yerdeki beyaz kilisenin üzerine ve çevresine kurulmuş olup ilk ahalisi, Sümela’yı andıran bu kilisenin süre gelen cemaati olduğu şüphesizdir.

 

ANBARLI MESELESİ

 

1583 kayıtlarında adına ilk defa rastlanan Anbarlı, Görele kalesine bağlı “cemaat” başlığıyla kaydedilmiştir. Burada Vamenli/(Mameli), Anbarlı ve Seyitahmetli adıyla üç cemaatın Görele’nin iskânı ve kalesine(Eynesil’deki kale) hizmet için bu yerlere yerleştirildiği açıktır. Bazı vergi muafiyetleri ve derbentçi, Kale hizmetleri ile mükellef oldukları kaydedilmiştir.

 

Bu köylerin coğrafi durumuna ve aile adlarına bakılırsa kesin sınırlar olmadığı, Anbarlı’nın henüz 8 haneden ibaret bir cemaat olduğu, Hoboğlu Resul’un da Görele dizdarı ile doğrudan alâkası kayıtlı olduğu için başlangıçta Hoblu-Anbarlı birlikteliğinden söz edebiliriz. Böylece Gıdak Dedemizin Anbarlı muhtarlığı yapmasının da izahını yapmış oluruz. Özet olarak yöremiz Osmanlı döneminde köylerimiz muğlâk yani sınırları yok, aileler ve araziler karışıktır.

 

1682’den 1830 genel nüfus sayımına kadar 150 sene, (Kuyucu Murat! Paşa / Sadrazam olmuş, Çepni atalarımızı diri diri kuyulara doldurmuş,Karahisarişarkî=Şebinkarahisar Sancak Beyi , bilâhare mükafatla olarak Sadrazam!) Osmanlı’da yöremizle ilgili öncesine ve sonrasına benzer düzenli kayıt olmayışı/bulunmayışı tarihimizi karanlık kılmaktadır. Zorunlu olarak ve yarım yamalak bilgilerle bu karanlık dönemin süre gelen isyanlar, savaşlar ve kargaşa ile geçtiğini, Kızılbaşlıktan Sünniliğe, bir inanç dönüşümünün gerçekleştiğini düşünmekteyiz. Kayıt zafiyeti olur, çünkü Osmanlıda okuryazar oranı % 03’tür. Kim okuryazar? Kim kaydeder? Tahrirat memurları, imamlar, mollalar ve ulema. Onlara da medrese gerek, okul gerek. Nerede? Şehirlerde! Ahali hele de Müslüman’sa sözlü bilgi ve kültür geleneğine mahkûmdur. İşte yöremiz geçmiş kültürü nakille taşınmış Kızılbaş Çepni kültürüdür. İspatı mı? 1682’ye kadar görünmeyen imam kayıtları, 1830’dan sonra her köyün ilk sırasına yazılmıştır. Bu da geçen dönemin dönüşüm çağı, Sünnileşme çağı olduğunu gösterir. Bu öyle kolay olmamış, daha sonra Cumhuriyetin ilk yıllarında da sürmüştür. İspatı mı? Aksaklı, Korkuthan (Ağılbağı olmuştu) gibi yakın köylerimizde camiin ilk defa çocukluğumda yapıldığını hatırlarım.

 

TEMEL TERİMLER SÖZLÜĞÜ

Metnin daha iyi anlaşılması için tarafımdan hazırlanıp eklenmiştir. Erdoğan Pamuk

Arşiv tahrir ve vergi kayıtlarındaki Osmanlıca terimlerden başlayarak Osmanlı toprak düzenini (bir anlamda devlet ve toplum düzenini) anlamak için aşağıdaki terimlerin günümüz Türkçesiyle açıklanıp iyi anlaşılması gerekir.

Osmanlı vergi mevzuatının özeti şu ki:

“Her vilayete bir emin ve bir kâtip gönderüb..... Ol sancağa varub ol yerlerde vâki olan şehirlerden ve kasabâttan ve kurâdan ve mezari’den ve araziden ve bağdan ve bağçeden ve efrattan ve eşhastan fi’l-cümle ebvab-ı mahsulatın senevîsinden ve şehrîsinden ve yevmiyesinden ve bâd-ı hevasından kalil ve kesir nakir ve kıtmir tımarda ve evkafta ve emlakta ve reâyây-ı tımarda ve evkafta ve emlakda vaki olan yerlerde muaflardan her ne varsa yağcıdan ve küreciden ve çeltükçiden ve yörükten ve canbazdan ve ahali-i ma’den ve sayyâdîn ve doğancı ve katrancı ve yaya ve müsellem halkından bi’l-cümle ol sancakta her ne varsa defter olunub efrad-ı insandan bir ferd ve ebvab-ı mahsulatdan bir habbe cüz’i ve külli hariç ez-defter nesne kalmayub yazılmak içün fermanı hümayunum şöyle cari ve nazil oldu ki; …FATİH SULTAN MEHMET

Bu kayıttan anladığımıza göre; az veya çok defter harici, yani yazılmadık bir şey kalmasın emri gereği avcısına, canbazına kadar her kesim her fert vergiye tabi olmaktadır.

Öşür: 1/10 demek olan bu vergiyi ziraatla uğraşan Müslümanların -yediklerinin helâl olabilmesi için-bu öşür zekâtını devlete mutlaka vermeleri gerekir. Çoğulu âşârdır.

Avârız: Olağanüstü hallerde halka yüklenen malî, aynî ve bedenî vergilere Osmanlı’da avârız denir ve gayrimüslimlerden de alınırdı. Orduya peksimet bedeli olarak savaş zamanlarında adam başı 20 akça olarak alınan bu vergi Tanzimat’tan sonra kaldırılmıştır.

Raiyyet: Reayanın tekili olup bir hükümdarın kulu ve vergi mükellefi olmak demektir

Bennak ve bennâk: Yarım çiftten daha az toprağı olan çiftçiden alınan vergi bennak vergisi bunlara “ekinli bennâk” denir ve evli Müslümanlardan alınan raiyyet temel bennâk vergisi Fatih Kanunnamesi ile 6-9 akçe olarak belirlenmiştir. Tımarlılara doğrudan ödenen bu vergi bir anlamda “kulluk” vergisidir. Hiç toprağı olmayanlara “caba bennak” denirdi

Mücerred: Bekâr ve küçük çocukların ödediği vergi kaydı

İspençe: Gayrimüslim tebaadan alınan çitçi vergisi 25 akça olarak belirlenmiş ve bunların Müslümanlığa geçmeleri için yüksek tutulmuştur.

Müsellem: Barış zamanlarında vergiden muaf olan, kendilerine toprak verilen, savaşlara atlı olarak katılan ve ganimetlerden pay alan yedek askerlere Osmanlıda müsellem denilmiştir. Yol açmak, köprü yapım ve onarımı gibi işlerle de görevli olup düzenli ordunun geçişini sağlarlardı. Bunlara “Yörük” de denilirdi.

Tımar: Osmanlı Toprak düzeninde kişilere tahsis edilen ve Tahrir defter yazılarındaki senelik geliri 20 bin akçaya kadar olan askerî dirliklere tımar ve bu tahsislere sahip atlı asker kişilere de “tımarlı sipahileri” denilirdi. Tımar verilenler devletin memuru gibi verilen görevleri yapar, yetkilerini kullanır, ancak elde ettikleri hak ve imtiyazlar verasete tabi değildir. Osmanlı tımar sistemi sayesinde hem toprağı işlemiş, üretim dolayısıyla zengin olmuş, hem de hazır askerli orduyla güçlenmiştir.

Dirlik: Devlet tarafından gelir miktarlarına göre ayrılmış hizmet karşılığı devlet görevlilerine verilen topraklara dirlik denilirdi. Dirlik devlete ait miri arazinin en büyük bölümüydü. Bu bölüm belli bir toprağı ve işleyiş tarzını ifade ederdi. Bu toprakları ekip biçenler aynı zamanda tımarlı sipahi adındaki askerlerden yetiştirmek zorundaydı.

Miri arazi:  devletin olmakla beraber, ekip-biçmek ve boş bırakılmamak şartıyla Memaliki Osmaniyenin büyük bölümünü oluşturan bu topraklar yine eski sahipleri üzerinde bırakılıyordu. Kendilerine arazi verilenler, şartlara uyarak, o toprağı ekip biçerler ve öldükleri zaman bu yerler vergisini vermek sure­tiyle çocuklarına kalırdı. Ancak bu topraklar onu iş­leyenlerin özel mülkü olmadığı için alınıp-satılamaz, vakıf yapılamaz ve hibe edilemezdi.

Yurtluk: Sınır boylarını bekleyen asker ailelerine verilirdi. Fetih sırasında bazı komutanların hizmetlerine karşılık olmak üzere verilen topraklar­dı. Yurtluk herhangi bir yerin gelirinin hayatta oldu­ğu sürece bir kimseye verilmesidir.

Ocaklık: Bu hakka sahip olanlar, öldüklerin­de miras hakkı söz konusu olan topraklar idi. Kale muhafızlarına ve tersane giderlerine ayrılmıştır.

Zeamet: Eyalet merkezlerinde oturan üst düzey yöneticilere verilirdi. Gelirleri yirmi bin ile yüz bin akçe arasında olan topraklardır. Zeamet sahipleri görevde kaldıkları sürede zeametlerini kullanırlardı.

Has: Saraya, hanedan üyelerine, sadrazama,  beylerbeyine,  sancak beyleri ve üst düzey görevlilere verilen topraklardır. Yüz bin akçeden fazla geliri olan bu topraklar emrine verilen görevli görevinden ayrılana kadar aynı kişi de kalırdı.

İltizam: Fatih devrinde Osmanlı topraklarının genişlemesi sonucu tımar sistemi dışında kalan toprakların yönetimi ve vergilerini toplamak için getirilen bir düzenlemedir. Bu uygulama 17.yy da tamamen yaygınlaşmıştır. İltizamların açık artırma yolu ile verildiği kişilere mültezim denir. Mültezimler aynı zamanda iltizamlarının üzerinde insanları ve bölgeyi yönetirlerdi.(Âyanlar)

Mukataa: Gelirleri doğrudan Hazineye ayrılan topraklardır.

Mustahfaz tımarı: Camii imam ve hatiplerine verilirdi.

Eşkinci tımarı: Savaşta yararlılık gösteren­lere verilirdi.

DİĞER VERGİ TÜRLERİ

Ayrıca bostan vergisi, zemin vergisi, adet-i ağnam (hayvanlardan alınan vergi), resm-i küvvare (arı kovanlarından), asiyabdan (değirmen) ve badhava: Ne mikdar olacağı ve hangi fasıllardan ne kadar hâsılat sağlanacağı bilinmediğinden -belli hasılatın öşrü değildir- bu çeşit gelirlere badhava denilmiştir. Badhava kendiliğinden ortaya çıkan bir vergi çeşididir. Badhavanın ifade ettiği gelirler ise şunlardır: Resm-i arus (evlenenlerden alınan vergi), cürm ve cinayet (herhangi bir öldürme veya yaralamadan dolayı alınan vergi), ev tapusu vs. olarak vergiler alınmaktadır.



6691 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Tarihe yolculuk     23/11/2013 23:18

Yine muntazam bir calisma olmus. Tesekkurler bu yogun bilgi aktarimi icin. Son bolumdeki sozluk kismini ben de cok yararli buldum.
Evşen Özdilek

Erdoğan Pamuk'un son yazısı     22/10/2013 22:51

Değerli Hocam, Trabzon ve Çepni tarihine ışık tutan yazınızı büyük bir zevkle okudum. Adeta iğne ile kuyu kazmışsınız. 5-600 sayfalık tahrir defterinden köyünüze ait kayıtları bulup yorumlamak ve paylaşmak az bir emek değil. Kayıtlarda yazanı bu güne indirmek ve bazı meseleleri tartışmaya açmak konuya ilgi duyanların da dikkatini çekecek ve belki de bir çok yanlış yorumun değişmesine vesile olacaktır Bu bilgilerin bu gün yereldeki yansımasını da belirtmeniz ve anlaşılma adına yazının son kısmına ilave ettiğiniz sözlük de okuyucu için çok yararlı oluyor. Sizi kutlarım. Yeni çalışmalarınızı bakliyoruz. Mehmet Bilgin
Bilgin Mehmet

tebrikler     14/09/2013 11:47

Değerli hocam yazını yeni okudum.çok değerli çalışma olmuş,yüreğine kalemine sağlık.Yine okuyacağım,zevkle.Saygılar sunarım. H.basri Yazıcı
H.Basri YAZICI

Yazarın diğer yazıları

HAC VE KORONAVİRÜS - 19/08/2020
Güncel bu konuya bir de tarihi perspektifle bakmalıdır. Bilindiği gibi küresel pandemi dolayısıyla umre ve hac işleri askıya alınmış Kâbe bugün için ziyarete kapatılmıştır.
SON ŞEYHÜLİSLAM - 13/04/2020
Beş yıl Yıldız Sarayı Hafızıkütübü yani kütüphaneci meslektaşım olan Son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi üzerine, lehte ve aleyhte değil, tarafsız bir yazı sunmak isterim.
SON ŞEYHÜLİSLAM - 13/04/2020
Beş yıl Yıldız Sarayı Hafızıkütübü yani kütüphaneci meslektaşım olan Son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi üzerine, lehte ve aleyhte değil, tarafsız bir yazı sunmak isterim.
ZWEİG ve ENDONEZYA - 22/11/2018
Stefan Zweig’in Amok Koşucusu ve kitap içindeki Mendel (Kitapçı-sahaf) uzun öykülerini birkaç saat içinde okudum. Okudum ya beynimde ve ruhumda dışa vurmam gereken sanki şimşekler çaktı. İşte notlarımın açılımı:
BİR RAMAZAN YAZISI - 15/05/2018
BİR RAMAZAN YAZISI
FETVALAR SAVAŞI - 28/03/2018
FETVALAR SAVAŞI
1945 Nesli Huplu Köyümüz Genç Kızları - 28/02/2018
.
KUTLUCA - 06/02/2016
Kut, en eski Türkçe bir söz. Kutsallığın başlangıcı. Orhun yazıtlarında Tanrı anlamında da kullanılmıştır. Nurdur, ruhtur, Kandır.
2015 HAC FACİALARINA FARKLI BİR BAKIŞ - 26/10/2015
Medine müdafii Fahrettin Paşa'nın aziz hatırasına
 Devamı
DEFTERE YAZ

NAMAZ VAKİTLERİ

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.11548.1479
Euro9.59079.6291
Takvim
Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam37
Toplam Ziyaret230647