KUTLUCA MAHALLESİ

TRABZON İLİ-BEŞİKDÜZÜ İLÇESİ-KUTLUCA MAHALLESİ

  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/besikduzuhaber/
Erdoğan PAMUK
TARİHE DEVAM
15/01/2014

 METODOLOJİ-KAYNAKÇA-TRABZON’UN FETHİ SIRASINDA ALEVİ ÇEPNİLER

www.kutlucakoyu.biz sitemizde 27.07.2012 tarihinden itibaren haber olarak başlayan ve ardından  Hazır ve bir bütünün parçası, seçki ve düzenleme olarak-,14.09 2013’ ten beri ana sayfada görülen“Kutluca (Hublu) ve Komşu Köyleri Tarihi-Osmanlı Dönemi”,11.08.2013’te Antik Çağlarda Köyümüz,                                                                                     19.03. 2013’te Beşbin Yılın Genel Değerlendirmesi,06.03.2012’de Huplu Hane Reisleri,Başlıkları ile Sitemizde halen yayında bulunan ve köşemden izlenebilecek araştırma yazılarımı yayınlamayı/paylaşmayı nasip olursa peyderpey sürdüreceğim. Lâkin şahsımdan istek üzerine Kaynakça’yı, usulen sona bırakmak yerine, geçmişten geleceğe köprü olmak üzere Metodoloji ile birlikte hemen şimdi veriyorum:                                   

                                                            *****

METODOLOJİ: Benim ne yazdığımdan ziyade okuyanın ne anladığı veya anlayacağı yahut neyi nasıl anlayacağı sorunundan hareketle empati/duygudaşlık yapmam ve bir bilimsel metot belirlemem gerekir. Öyle ya eğitim, kültür, akademik alanlardaki gibi çok farklı düzeylerde okuyucu/kullanıcılarımız olacak ve ben temel doğruları herkesin anlayıp algılayacağı şekilde yazmaya talibim.Dedüksiyon/tümdengelim metodunu kullanacağım zira genel ve mevcut bilgilerden Hoblu-Huplu-Kutluca ölçeğine ve özeline ulaşacağım. Misal: Çepni Boyu, Çepni Vilayeti genelinden Hoblu özeline önkabüllerimizi ortaya koyacağım. Endüksiyon/tümevarım metodunu uygulamam gerekir. Çünkü bir arşiv belgesindeki ayrıntı gibi görülen bir kayıt bizi genele götürecektir. Örneğin duhne veya erzen adıyla darı üretim kaydı1515 tarihinde bile mısıra darı diyen Köy ve yöre halkımızın beslenme önceliğini ortaya koymaktadır.Analoji/andırım metodunu uygulamam gerekir ki bu tarih ilminin metodudur. Doğrusu, hangi tarihi olayın hangi tarihi olayı andırdığını örneklemede zorlanıyorum. Belki şöyle bir örnek verebilirim.1301 Yılında Giresun Çepni Beyi Kuşdoğan’ın tarihi rolünü 1918’de Giresun Liman Kahyası Topal Osman’ın üstlendiği andırımını yazabilirim.O halde bütün metotları karma kullanarak yeni bir üslup geliştirmeliydim ve arşiv kaynaklarından, internet sayfalarından maada, kitap kaynaklarımı toplu halde şöylece vereyim:   --------------------------------------------------

--------------KAYNAKÇA:Charles Texier, Küçük AsyaFaruk Sümer, ÇepnilerFeridun Emecen, Ağasar VadisiHalil İbrahim Türkyılmaz, EynesilHanefi Bostan, Trabzon SancağıHüseyin Albayrak, Trabzon’un Fethiİsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı TarihiKsenephon, AnabasisMahmut Goloğlu, PontosMehmet Bilgin, Doğu KaradenizMehmet Eröz, Türkiye’de Alevilik BektaşilikMehmet Özsait, İlk Çağ Tarihinde TrabzonMuhammet Atmaca, Tarih İçinde TonyaOsman Turan, Selçuklular TarihiStrabon, GeographikaŞemsettin Günaltay, Yakın Şark,  TarihVeysel Usta, Seyahatnamelerde Trabzon

Zehra Topal, Öşür Defteri 1850

 

Bu temel kaynakları zamanla okudum, harmanlandım ve içlerinden ilgili alıntıları yaparak;  yakından- uzağa, kolaydan -zora ve bilinenden- bilinmeyene ilkeleriyle kalıcı, anlaşılır, dürüst, samimi ve bilimsel bir metni ortaya koyuyorum.

                              

                                               *****

 1461 FETİH VE FATİH DEVRİNDE KÖYÜMÜZ

Hemşerimiz Merhum Prof. Dr. Osman Turan’a göre: "Doğu Karadeniz Bölgesi'ne yaylalardan, geçitlerden ve Harşit Vadisi'nden inen Türkmenler mevcut olmakla beraber bu havali daha ziyade Samsun'dan itibaren sahili takip eden Oğuz Çepni boyu tarafından Türkleştirilmiştir; Canik Bölgesine adını veren yerli Hıristiyan Çan kavmi tedricen kaybolmuştur. Türkmenler 1302'de Giresun'a kadar ilerlemiş ve Bayramoğulları, Hacıemiroğulları gibi birtakım küçük beylikler kurmuşlardır. Bölgenin Türkleşmesinde Çepni boyu o kadar etkin görev alır ve önem taşır ki Osmanlı belgelerinde Karadeniz Bölgesi'nin bir bölümü Vilayet-i Çepni olarak tanımlanır. Vilayet-i Çepni Gümüşhane, Kürtün, Karahisarışarki (Şebinkarahisar), Görele,  Giresun'un merkez kazası ile Keşap ve Dereli kazalarının topraklarını içine almaktadır. Çepni İli'nde 59 köyün varlığı tespit edilmiştir.” 

Bu yazılanlardan Fetih sırasında henüz köyümüzün kurulmadığı, Çepni atalarımızın yerleşik hayattan ziyada kışlık ve yaylak hayatı ile göçebe olarak yaşadıkları, ancak yörede bulundukları söylenebilir.

Osmanlı zaman zaman kendine isyan eden, başına buyruk Alevi Çepnileri asimile etmek veya yok etmek için bölgeye özellikle devşirilmiş güçlü aileleri Has, Tımar sahibi veya Kır Serdarı olarak yerleştirmiş, Alevi Çepni Türklerini göçe zorlamıştır. Türklerin Karadeniz'e yerleşimi Osmanlı'ların bölgeyi egemen olduğu 1461 tarihinden en az 150 yıl (belki de çok daha önce) öncesinde başlamıştır. 1360'lı yıllarda Trabzon'un batısı tamamen Türklerin egemenliğine geçmişti. Yani bölgeye Türk yerleşiminin, ilk Çepnilerin, Osmanlı ile alakası yoktur.

Uzun ömürlü Trabzon Rum İmparatorluğu, 1204 yılında Aleksios ve David Komnenos tarafından anneanneleri olan Gürcü Kraliçesi ünlü Tamara himayesinde kurulmuştu. Bizans’ın yani İstanbul’un Haçlı seferine gelen Latinler tarafından işgaliyle Komnen Hanedanının bakiyeleri olan bu ikisi, Trabzon merkezli olarak Karadeniz bölgesinde armaları olan çift başlı kartalla hükümranlığa başladılar.

Bağımsızlık ve Hâkimiyetini Kuman/Kıpçak Türklerine dayanarak sağlayan önemli Trabzon Rum İmparatorlarından III. Aleksiyus 1349-1390 dönemi ve öncesi saray tarihçisi olan Panaretos’un kroniğinde(tarihlemesinde),  Komnenos hanedanına bağlı bazı kimselerin Türk orijinli Akbuğa,  Anakutlu,  Acakutlu gibi lakapları bulunduğunu yazmaktadır. Ordusunu Kıpçak Türklerinden kuran ve 41 yıl hükümdarlığını bir gelenek halinde, bacısı Maria’yı Akkoyunlu Hükümdarı Fahrettin Kutluğ’a, diğer bacısı Theodora’yı  Ordu – Terme yöresi Türkmen Emiroğulları’ndan Hacı Ömer’e verip komşularına hısımlıkla yürüten Aleksiyus,  günümüze SÜMELA gibi önemli bir tarihi eser bırakmıştır.

1461’de altı ila yirmi bin arasında nüfusu olduğu öne sürülen Trabzon’un, fethini, yerli Kritovolos’un güncel, yani sıcağı sıcağına anlatımından alıntıyla aktaralım:

“…elçiler sultana bağlılıklarını bildirdiler, şartlarını kabul etiler. Şehir kapılarını açarak Mahmut Paşa ile ordusunu içeri aldılar… Bundan sonra sultan şehre girdi. Şehri dolaştı, Kaleye ve hükümdar sarayına gitti. Kalenin sağlamlığına ve sarayın yapısına ve haşmetine hayranlığını belirtti. Sonra şehrin servet sahibi olmuş ileri gelenlerinin karıları, çocukları ve bütün mallarıyla şehirden çıkıp kadırgalara binmelerini emretti. Sonra donanma komutanlarını, kadırga kaptanlarını, amiralleri hatta dümencileri cömertçe ödüllendirerek demir almalarını emretti. Böylece yelken açıp gittiler. Yalnız üçte birinin şehirde kalmasına izin verilmişti… Gelibolu valisi Kasım’a Trabzon valiliğini verdi Şehrin en büyük kilisesi olan ve metropolitlik olarak kullanılan Altınbaşlı Meryem Ana Kilise’si camiye çevrildi” Trabzon İmparatorluğu’nun da sembolü olan St. Eugenios Kilisesi de muhtemelen bir güç gösterisi olarak, camiye çevrilmiştir. Fatih Sultan Mehmet, ilk cuma namazını burada kıldığı için kilisenin adı “Yeni Cuma Camii” olarak değiştirilmiştir.Fatih’in Trabzon’da işini bitirdikten sonra batı güzergâhından kara yoluyla Canik’e gittiği Melek Öksüz tarafından yazılmıştır. Öyleyse Uzunçarşılıyla bağlantıyı iyi kurmalı. Trabzon batısında 4 konak mesafede Karangu dere mevkiinde İmparator Komnen’in yakalanması ile Fatih onu mu takip etmiştir? Bu Karanlık köprü ve dere bizim köyün batısındaki dere olmalı ki çocukluğumda yani 60’lı yıllarda bu derede-akranlarım hatırlar- jandarma nezaretinde Komnen hazinelerinin arandığı bağlantısını kurabiliyorum.David’in dünürü Uzun Hasan’a sığınmak üzere doğuya kaçması gerekirken, neden batıya yöneldiği şaşırtmaca mıydı? Yeğeni Aleksiyus’u yükte hafif pahada ağır olanlarla önceden batıya (Köyümüzün batısına, Oğuz Deresine, Karanlık Köprü’ye) göndermiş olabileceği tarafımızdan değerlendirilmiştir.Öte yandan Fatihin Trabzon’u fethiyle, Uzun Hasan’ın yöredeki faaliyetleri bitmemiştir. Ta ki 1479 Otlukbeli savaşına kadar. Bu tarihe kadar 18 yıl Trabzon yöresinde isyan hali sürmüştür... Komnenler Serez’de idam edilseler dahi Trabzon tahtında Uzun Hasan’ın, karısı Despina’dan doğan hak iddiası, yöredeki Kızılbaş Çepnileri de arkasına alarak devam etmiştir. 1479 Otlukbeli Savaşı ile Uzun Hasan’ın kesin yenilgisine rağmen özellikle Yavuz’un Trabzon Valiliği sırasında yöre, Fatih yanlısı Çepnilerin, önceki isyancı Çepnileri kırdığı bir mücadele süregelmiştir. Yavuz’un saltanatı dönemi de(İran kaynaklarına göre) Şah İsmail’in yanında ve karşısında bulunan Çepnilerin iç mücadelelerine sahne olmuştur.Karadeniz Çepnilerinin AleviliğiYüzyıllardır Alevi Karadeniz Çepnileri Kürtün Güvendi yaylasında bulunan Güvenç Abdal Ocağına bağlı idiler. Zaten ilk Osmanlı kayıtlarında Harşit vadisindekilerden başlayarak bütün Çepniler için alenen Kızılbaşlar terimi kullanılırGüvenç Abdal soy itibarıyla 7. İmam Musa Kazım’ın torunudur. Öğrenimini Türkistan’da Ahmet Yesevi dergâhında tamamlayarak irşat bölgesi Gümüşhane Kürtün kasabasının Taşlıca köyüne düşer. Köyümüzden Kaptanuğu, Tıbalı, Dervişli, Birinci gibi sülalelerin yayla maksatlı her yıl gittikleri Gavur Dağı ve Taşlıca Köyü ziyaretini burada göz önüne alalım. Horasan pirleri irşat için Anadolu'ya yol alırlar. Hacıbektaş önderleri olmak üzere, Sarı Saltık, Taptuk Emre, Karaca Ahmet, Güvenç Abdal, Hacı Şaban, Ahi Evran gibi nasip almış nice halifeler Ahmet Yesevi tarafından görevlendirerek (menkıbeye göre ocaktaki esevileri fırlatarak= Esevi sözünü anlamayan bizim köylü ise, inşallah esevi bacaklı olsun!?-Şaka-)  her biri Anadolu'nun bir yöresine dağılırlar. Güvenç Abdal Kürtün'e (Taşlıca köyü) düşer. Güvenç Abdal Menkıbesini Hacıbektaş Velâyetnamesinden alıntıyla, Abdulbaki Gölpınarlı’dan bir bölümü aynen verelim:
"Hünkâr'ın hizmetinde Güvenç Abdal adlı bir derviş vardı, er terbiyesi görmüş bir zattı. Bir gün Hünkâra; erenler şahı dedi, gönlümde bir sorum var, izin verirseniz söyleyeyim?  Güvenç; acaba dedi, şeyh kimdir, mürit kimdir,  muhib kimdir, âşık kimdir? Bize lütfedip bildirseniz?

 Hünkâr Hacıbektaş hemen, Güvenç dedi, yerinden kalk, tez git, bir sarrafta bin altın nezrimiz var, al gel, dedi. Güvenç Abdal, sarraf kimdir,nerdedir,  hangi şehirdedir demeden hemen belini bağladı, Hünkâr'ın elini öptü, yola revan oldu....(Müthiş güzel bir devamı anlatı. E.P.)

Çepni boyu doğu Karadeniz Sahili’nde yayılmış, dini inanış açısından kendine has bir kültürel çevre oluşturmuştur. İlk yerleştiği Kürtün ve Harşit vadisi boyunca yayılarak bölgede etkili olmuştur. Bu yayılma sonucunda yörenin Türk olmayan halkı ya Çepniler içinde erimiş, ya da birtakım merkezlerde toplanmış veya yöreyi terk etmiştir. Bunun sonucu olarak 1831 yılındaki ilk salnamelerden başlayarak Çepnilerin yaşadığı yörelerde Rum veya Ermeni nüfusa rastlanmamaktadır. 

Prof. Dr. Faruk Sümer de kesin hükmünü veriyor: "Çepniler, Samsun’dan Batum'a kadar uzanan Doğu Karadeniz Bölgesi’ni yurt tutarak bu bölgede Türklüğü hâkim kılmışlardır.

Prof. Dr. Mehmet Eröz’e göre; bu gün Toroslar, Ege ve Balıkesir tarafındaki Çepniler tamamen Alevi oldukları hâlde, Trabzon taraflarında Harşit Deresi boyundaki Çepni köylüleri, Beşikdüzü, Görele, Giresun, Ordu havalisi külliyen Aleviliği unutmuşlardır. Bu durum Osmanlının 15-18.asırlarda 300 yıl kadar süren Karadeniz bölgesini Sünnileştirme mücadele ve çabalarının sonucu olsa gerek.

İlginçtir ki yapılan yeni saha çalışmalarına göre Kocaeli, Sakarya, Bursa, Bolu, Düzce, Zonguldak yörelerine vaktiyle Osmanlı baskısı sonucu göç eden ve yerleşen Doğu Karadenizlilerin tamamı köken itibarıyla Alevi Çepnilerdir. (Sonuç hükmü, Köyümüzden göç edenleri yazan Ali Velioğlu’nun dikkatine)

 


3832 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HAC VE KORONAVİRÜS - 19/08/2020
Güncel bu konuya bir de tarihi perspektifle bakmalıdır. Bilindiği gibi küresel pandemi dolayısıyla umre ve hac işleri askıya alınmış Kâbe bugün için ziyarete kapatılmıştır.
SON ŞEYHÜLİSLAM - 13/04/2020
Beş yıl Yıldız Sarayı Hafızıkütübü yani kütüphaneci meslektaşım olan Son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi üzerine, lehte ve aleyhte değil, tarafsız bir yazı sunmak isterim.
SON ŞEYHÜLİSLAM - 13/04/2020
Beş yıl Yıldız Sarayı Hafızıkütübü yani kütüphaneci meslektaşım olan Son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi üzerine, lehte ve aleyhte değil, tarafsız bir yazı sunmak isterim.
ZWEİG ve ENDONEZYA - 22/11/2018
Stefan Zweig’in Amok Koşucusu ve kitap içindeki Mendel (Kitapçı-sahaf) uzun öykülerini birkaç saat içinde okudum. Okudum ya beynimde ve ruhumda dışa vurmam gereken sanki şimşekler çaktı. İşte notlarımın açılımı:
BİR RAMAZAN YAZISI - 15/05/2018
BİR RAMAZAN YAZISI
FETVALAR SAVAŞI - 28/03/2018
FETVALAR SAVAŞI
1945 Nesli Huplu Köyümüz Genç Kızları - 28/02/2018
.
KUTLUCA - 06/02/2016
Kut, en eski Türkçe bir söz. Kutsallığın başlangıcı. Orhun yazıtlarında Tanrı anlamında da kullanılmıştır. Nurdur, ruhtur, Kandır.
2015 HAC FACİALARINA FARKLI BİR BAKIŞ - 26/10/2015
Medine müdafii Fahrettin Paşa'nın aziz hatırasına
 Devamı
DEFTERE YAZ

NAMAZ VAKİTLERİ

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.02288.0550
Euro9.48579.5238
Takvim
Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam35
Toplam Ziyaret230645